Sosyal ağlar Arap toplumunu nasıl yeniden şekillendiriyor?

9 dakikalık okuma

Koyu zeminde sosyal medya ve iletişim uygulaması simgeleri

“Dijital depremin etkisini görmezden gelenler geride kalacaktır. Bu dalganın üzerinde yol almayı öğrenenler ise Arap toplumunun geleceğini şekillendirecektir.” (Kaynak: Magnific)

Çok yakın bir zamana kadar sosyal ağlar, Arap dünyasında çoğu zaman gelip geçici bir heves olarak görülüyordu. Kimilerine göre gençlerin vakit öldürdüğü bir mecradan ibaretti; kimilerine göreyse siyasi ve toplumsal kaygıların kaynağıydı. Hükümetler bu platformlara şüpheyle yaklaşıyor, iş dünyası onların gücünü hafife alıyor, eğitimciler ise taşıdıkları potansiyeli büyük ölçüde görmezden geliyordu. Ardından 2011’in ilk ayları geldi ve her şey değişti.

Arap Baharı devrimleri yalnızca manşetlere çıkmakla kalmadı; Facebook, Twitter (şimdiki adıyla X) ve YouTube gibi sosyal ağların, bölgeyi sarsan en köklü değişimlerde güçlü aktörlere dönüştüğünü hiçbir şüpheye yer bırakmayacak biçimde gösterdi. Bir gecede hükümetler ve ticari kuruluşlar bu platformları anlamak için adeta seferber oldu. Fakat siyasi boyut, ne kadar çarpıcı olursa olsun, çok daha geniş bir hikâyenin yalnızca bir parçasıdır. Sosyal ağlar bugün Arap dünyasında ticareti, eğitimi, sosyal hizmetleri ve hatta dinî söylemi yeniden şekillendirmektedir.

Yeni bir iletişim devrimi

Etkileşim, küresel erişim ve düşük maliyet üzerine kurulu dijital platformlardan oluşan yeni medyanın yükselişi, modern tarihteki dördüncü büyük medya devrimini temsil etmektedir. Bu süreç, hızlı buharlı matbaanın ortaya çıkışını (1833), radyonun yaygınlaşmasını (1920) ve televizyonun hayatımıza girişini (1939) takip eden yeni bir aşamadır. Bu dönemi farklı kılan ise “etkileşim sonrası” olarak adlandırılabilecek yeni iletişim anlayışıdır. Geçmişte kitleler gazete, radyo ve televizyondan gelen tek yönlü içeriğin pasif tüketicileriydi. Bugün ise sıradan bir birey, neredeyse hiçbir maliyete katlanmadan mesajını bütün dünyaya ulaştırabilmektedir.

Bugün dünya genelinde sayısı 400’ü aşan sosyal ağ siteleri, interneti dijital bir kütüphane olmaktan çıkarıp yaşayan, nefes alan bir elektronik köye dönüştürmüştür. Facebook, 2004 yılında 19 yaşındaki Mark Zuckerberg tarafından Harvard’daki yurt odasında kuruldu. Bugün dünya genelinde 880 milyondan fazla kullanıcıya sahiptir. Bu, yeryüzündeki her 13 kişiden birinin Facebook hesabı olduğu anlamına gelmektedir. 2006’da kurulan Twitter ise yaklaşık 200 milyon kullanıcıya ulaşmış; günde 140 milyon tweet üretilen bir platform hâline gelmiştir.

Rakamlar çarpıcıdır; ancak asıl dönüşümün yalnızca küçük bir kısmını göstermektedir. Bu platformlar sadece “nasıl” iletişim kurduğumuzu değil, “kimin” iletişim kurabileceğini de değiştirmiştir. Eski eşik bekçileri — editörler, yayıncılar, devlet sansürcüleri — tekel güçlerini kaybetmiştir. İyi ya da kötü, dijital kamusal alan artık herkese açıktır.

Arap dünyası bağlanıyor

Arap bölgesi internet çağına dünyanın birçok bölgesinden daha geç girdi. Kuveyt interneti 1992’de kullanıma açtı; onu 1993’te Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri izledi. Suudi Arabistan ise kapıları ancak 1998’de açtı. Fakat bağlantı kurulduktan sonra Arap kullanıcılar hızla arayı kapattı; hatta bunun ötesine geçti. 2000 ile 2010 yılları arasında Orta Doğu’da internet kullanımı şaşırtıcı biçimde yüzde 1.987 oranında arttı. Arapça bugün internette en çok kullanılan yedinci dil konumundadır. İnternette Arapça kullananların sayısı 65 milyonu aşmış, bu sayı tek bir on yıl içinde yüzde 2.500’den fazla artmıştır.

2011 baharının sonuna gelindiğinde Arap dünyasındaki Facebook kullanıcılarının sayısı 27,7 milyonu geçmişti. Bu büyümenin başını, bölge nüfusunun yaklaşık üçte birini oluşturan 15-29 yaş aralığındaki gençler çekmektedir. Özellikle dikkat çekici olan noktalardan biri de cinsiyet dağılımıdır. Küresel ölçekte kadınlar Facebook’u erkeklerden daha fazla kullanırken, Arap dünyasında her bir kadın kullanıcıya karşılık iki erkek kullanıcı bulunmaktadır. Bu durum, hâlen devam eden toplumsal dinamikleri yansıtmakta; aynı zamanda bu platformların söz konusu dinamikleri yavaş yavaş dönüştürdüğünü göstermektedir.

Twitter da bölgede güçlü bir karşılık bulmuştur. Mart 2011 itibarıyla Arap bölgesinde yaklaşık 6,6 milyon Twitter kullanıcısı bulunmaktaydı. Katar, nüfusunun yüzde 8,46’sına ulaşan kullanım oranıyla ilk sırada yer alırken onu yüzde 7,53 ile Bahreyn takip etmiştir. Sadece 2011’in ilk çeyreğinde aktif Arap kullanıcılar yaklaşık 23 milyon tweet paylaşmıştır.

Manşetlerin ötesinde: Siyasi dönüşüm

Facebook ve Twitter’ın Arap devrimlerine sebep olduğunu söylemek doğru olmaz. Sebepler çok daha derindeydi: On yıllar boyunca süren otoriter yönetimler, ezici yoksulluk, genç işsizliği ve yaygın yolsuzluk. Fakat bu ağların rolünü yok saymak da aynı ölçüde yanlış olur. Kahireli bir protestocunun ifadesiyle: “Protestoları düzenlemek ve zamanlamayı belirlemek için Facebook’u, koordinasyon için Twitter’ı, dünyayı haberdar etmek için ise YouTube’u kullanıyoruz.”

Bu platformlar, geleneksel medyanın sağlayamadığı üç kritik işlev gördü. İlk olarak aktivistlerin devlet kontrolündeki medyayı tamamen devre dışı bırakmasına imkân tanıdı. İkinci olarak güvenlik güçleri tarafından kolayca tasfiye edilebilecek merkezi bir liderliğe ihtiyaç duymadan büyük ölçekli protestoları mümkün kılan koordinasyon araçları sundu. Üçüncü olarak rejimlerin şiddetini gösteren görüntüleri küresel bir izleyici kitlesine ulaştırdı ve hiçbir Arap otokratının bütünüyle görmezden gelemeyeceği bir diplomatik baskı oluşturdu.

Sonuçlar ortadadır. 2011’in sekiz ayı içinde toplam 95 yıl iktidarda kalmış üç lider — Tunus’ta 23 yıl hüküm süren Bin Ali, Mısır’da 30 yıl iktidarda kalan Mübarek ve Libya’da 42 yıl ülkeyi yöneten Kaddafi — devrildi. Suriye ve Yemen’deki rejimler ise temellerinden sarsıldı.

Yine de siyasi ders yalnızca sosyal medyanın hükümetleri devirebileceği değildir. Batılı hükümetler bu araçları uzun süredir farklı bir biçimde anlamış ve kullanmıştır. ABD Dışişleri Bakanlığı, elçiliklerini tehlikeye atabilecek söylentilere karşı koymak için Twitter’dan yararlanmaktadır. İsrail hükümeti sosyal ağları açıkça “kaçınılmaz savaş araçları” olarak nitelendirmekte; aktivistleri izlemek ve diplomatik anlatıları şekillendirmek için bu mecraları kullanmaktadır. Barack Obama’nın 2008 başkanlık kampanyası 6,5 milyon Facebook destekçisi ve 1,7 milyon Twitter takipçisi kazanmış; ekibi, bu platformların zaferdeki rolünü açıkça kabul etmiştir.

Arap hükümetleri ise buna karşılık çoğunlukla korku ve bastırma refleksiyle hareket etmiştir. Sansür, erişim engeli ve hatta internetin tamamen kapatılması gibi yöntemlere başvurulmuştur. Fakat olayların da gösterdiği gibi, insanlar kararlı olduğunda dijital barikatları aşmanın mutlaka bir yolunu bulmaktadır.

Sessiz devrim: Ticaret ve eğitim

Dramatik siyasi manşetlerin ötesinde sosyal ağlar, Arap dünyasında ticaret ve eğitimi sessizce dönüştürmektedir. Üstelik bu dönüşüm çoğu zaman çok daha az dikkat çekmektedir.

Küresel ölçekte şirketler sosyal medya pazarlamasına milyarlarca dolar ayırmaktadır. 2013 itibarıyla sosyal ağlardaki uluslararası reklam harcamalarının yıllık 3,5 milyar dolara ulaşacağı öngörülmüştür. Sağladığı faydalar açıktır: Yeni müşterilere erişim, marka inşası, doğrudan satış ve geleneksel reklama kıyasla çok daha düşük maliyet. Dell, IBM, IKEA ve Ford gibi şirketler, milyonlarca dolarlık gelir üreten ve müşterilere gerçek zamanlı hizmet sunmalarını sağlayan gelişmiş sosyal medya stratejileri geliştirmiştir.

Arap dünyasında ise tablo karışıktır. İnternet kullanımı hızla artmasına rağmen şirketlerin bu alandaki yatırımları geride kalmıştır. Körfez bölgesinde toplam elektronik reklam harcamaları 2011’de yalnızca 170 milyon dolara ulaşmıştır. Bu rakam, genel reklam pazarının sadece yüzde 9’una karşılık gelmektedir. Bölgede kişi başına elektronik reklam harcaması yalnızca 22 dolardır; Kuzey Amerika’da ise bu rakam 462 dolardır. Bu fark yalnızca kaçırılmış bir fırsat değil, aynı zamanda rekabet açısından ciddi bir dezavantajdır.

Bazı Arap şirketleri ise yol gösterici örnekler sunmaktadır. Saudi Telecom Company (STC), Twitter’da güçlü bir varlık göstermektedir. Şirket yetkilileri burada müşteri şikâyetlerine cevap vermekte ve sorunları gerçek zamanlı olarak çözmektedir. Şirketin sayfası bugün 37 bini aşkın takipçiye sahiptir. Mobily de benzer bir yol izlemiştir. Vodafone Egypt ise sosyal medyanın gücü konusunda zorlu tecrübeler yaşamıştır. Devrim sırasında iletişimi kestiği yönündeki suçlamaların ardından aktivistler Twitter’da sert bir kampanya başlatmış ve bu kampanya şirketin itibarına zarar vermiştir.

Saudi Airlines ise ne yazık ki bunun tam tersi bir örneği temsil etmektedir. Şirketin Twitter ve Facebook sayfaları büyük ölçüde pasiftir. Buna karşılık, memnuniyetsiz çalışanlar ve yolcular tarafından oluşturulan gayriresmî sayfalar geciken uçuşlar ve kötü hizmete dair şikâyetleri duyurmaktadır. Bu durum ile British Airways’in son derece etkileşimli ve müşteri odaklı Twitter varlığı arasındaki fark çok belirgindir.

Eğitim: Henüz değerlendirilmemiş ufuk

Sosyal ağlardan en fazla yararlanabilecek alanlardan biri belki de eğitimdir. E-öğrenmeye yönelik ilk eleştiriler, öğrencileri yalnızlaştırdığı ve eğitimin insani unsurunu ortadan kaldırdığı yönündeydi. Bloglar, Facebook grupları ve Twitter akışları gibi Web 2.0 teknolojileri ise etkileşimi, iş birliğini ve topluluk duygusunu yeniden tesis ederek bu sorunu büyük ölçüde çözmüştür.

Bu araştırmacı, Kral Abdülaziz Üniversitesi’ndeki öğrencilerle günün her saati iletişimi sürdürebilmek için Facebook gruplarını kullanmaktadır. Sanal bir sınıf sayfasında öğrenciler istedikleri saatte soru sorabilmekte, ilgili makaleleri paylaşabilmekte ve ders materyalleri üzerine tartışabilmektedir. Platform, birçok öğrencinin geleneksel sınıf ortamlarında söz almasını engelleyen çekingenlik ve korku duvarını ortadan kaldırmaktadır.

Dünya genelinde üniversiteler ve hatta okul yönetim kurulları bu araçları benimsemektedir. ABD Ulusal Okul Yönetim Kurulları Birliği tarafından yapılan bir araştırma, sosyal ağları kullanmakta rahat olan öğretmenlerin bu araçları öğrencilerle birlikte çok daha etkili biçimde kullandığını ortaya koymuştur. Kütüphaneler de yeni yayınları duyurmaktan uzmanlarla soru-cevap oturumları düzenlemeye kadar bu mecralardan yenilikçi biçimlerde yararlanmaktadır.

Arap eğitim kurumları için potansiyel son derece büyüktür. Fakat bu potansiyelin hayata geçmesi yatırım, eğitim ve zihniyet düzeyinde köklü bir dönüşüm gerektirmektedir. Sosyal ağlar sınıflardan yasaklanması gereken bir dikkat dağıtıcı unsur değil, verimli biçimde kullanılabilecek bir araçtır.

İnsani boyut: Sosyal hizmetler ve hayır faaliyetleri

Dünya genelinde kâr amacı gütmeyen kuruluşlar, sosyal ağları bağışçılara ve ihtiyaç sahiplerine ulaşmak için vazgeçilmez araçlar olarak benimsemiştir. Amnesty International, SOS Children’s Village, The Salvation Army ve Islamic Relief; Facebook sayfaları, Twitter hesapları ve YouTube kanalları üzerinden aktif bir varlık göstermektedir. ABD’deki büyük yardım kuruluşları üzerine yapılan bir araştırma, bu kuruluşların yüzde 89’unun sosyal medyanın bir biçimini kullandığını; bağış toplama ve marka bilinirliği oluşturmanın en önemli hedefler arasında yer aldığını göstermiştir.

Arap bölgesinde ise tablo yine düzensizdir. Bazı kuruluşlar bu alanda denemeler yapmaya başlamış olsa da pek çoğu hâlâ geleneksel modellerin içinde sıkışıp kalmıştır. Suudi Arabistan merkezli bir yardım kuruluşu olan Albr Organization, etkileşimi sınırlı statik bir web sitesine sahiptir ve koordineli bir sosyal medya varlığı bulunmamaktadır. Twitter’da adı aratıldığında yalnızca 16 takipçisi ve toplam 11 tweet’i olan tek bir şube sayfası görülmektedir.

Bu ciddi bir fırsat kaybıdır. Sosyal ağlar yardım kuruluşlarına hikâyelerini anlatma, şeffaflıklarını gösterme ve özellikle 11 Eylül sonrasında daha kuşkucu hâle gelen bağışçılar nezdinde güven inşa etme imkânı sunmaktadır. Ayrıca gönüllülerin gerçek zamanlı olarak koordine edilmesini ve acil durumlara hızlı yanıt verilmesini mümkün kılmaktadır.

Geleceğe giden yol

Bu çalışma birkaç açık sonuca işaret etmektedir. İlk olarak sosyal ağlar, Arap toplumlarında iletişimi siyasi, ticari, toplumsal ve eğitimsel yönleriyle köklü biçimde yeniden şekillendirmiştir. İkinci olarak, Arap hükümetleri ve kurumları — kısmen 2011 devrimlerinin yarattığı sarsıntı nedeniyle — bu platformları ciddiye almaya başlamış olsa da mevcut kullanım hâlâ potansiyelin oldukça altındadır. Üçüncü olarak, bu büyümeyi sürükleyen bölge gençliği önümüzdeki yıllarda bu araçlara giderek daha fazla bağımlı hâle gelecektir.

Tavsiyeler de aynı ölçüde açıktır. Arap hükümetleri sosyal ağları tehdit değil, fırsat olarak görmelidir: Şeffaflık, vatandaş katılımı ve kamu hizmetlerinin iyileştirilmesi için kullanılabilecek araçlar olarak. Ticari işletmeler sosyal medyayı pazarlama stratejilerine sonradan eklenen tali bir unsur değil, temel bir bileşen olarak dâhil etmelidir. Eğitim kurumları öğrencileri dijital dünyaya hazırlamak için bu platformları iş birlikçi öğrenme amacıyla kullanmalıdır. Kâr amacı gütmeyen kuruluşlar ise güven inşa etmek, kaynak toplamak ve hizmet sundukları kesimlere daha etkili biçimde ulaşmak için sosyal ağları benimsemelidir.

Pencere açılmıştır ve artık kapatılamaz. Dijital depremin etkisini görmezden gelenler geride kalacaktır. Bu dalganın üzerinde yol almayı öğrenenler ise Arap toplumunun geleceğini şekillendirecektir.

Yazar hakkında

Dr. Saud S. Kateb, Cidde’deki Kral Abdülaziz Üniversitesi Medya Bölümü’nde yardımcı doçenttir.

Yazar Hakkında