Geleneksel İslami bankacılık modeli yoksulluğu azaltabilir mi?

3 dakikalık okuma

Dakka

Bej zemin üzerinde Arapça hat sanatı eseri

"Sorun İslam hukukundan değil, İslami bankacılığın modern finans sistemi içinde uygulanış biçiminden kaynaklanmaktadır." (Fotoğraf: Pexels)

İslami bankacılık, 20. yüzyılın ikinci yarısında İslam'da faizin (riba) yasaklanmasına kurumsal bir çözüm olarak ortaya çıktı. Ancak İslami finans yalnızca faizsiz işlemlerden ibaret değildir; adalet, toplumsal refah ve servetin adil dağılımı gibi İslam hukukunun (makasıdü'ş-şeria) temel hedeflerini de esas alır. Bu çerçevede yoksulluğun azaltılması ve finansal kapsayıcılık da İslami finansın doğal amaçları arasında yer alır.

Bununla birlikte, İslami bankacılık sektörü küresel ölçekte hızla büyümesine rağmen, uygulamada büyük ölçüde geleneksel ticari bankacılık modelini benimsemiştir. Şeriat'a uygun finansal ürünler sunulsa da, yoksulluğun doğrudan azaltılmasına katkısı sınırlı kalmıştır. Geleneksel İslami bankacılık modelinin mevcut yapısıyla yoksulluğun azaltılmasıyla kavramsal ve operasyonel açıdan uyumlu olup olmadığını ele almamız gerekir.

Burada temel tez, geleneksel modelin ticari yapısı, borç benzeri ticaret finansmanı yöntemlerine dayanması ve İslami sosyal finans araçlarını ana faaliyetlerine entegre edememesi nedeniyle yoksulluğun azaltılmasıyla yapısal olarak uyumsuz olduğudur.

İş Odaklı Yapı

Geleneksel İslami bankacılık modeli, özünde Şeriat ilkelerine uygun faaliyet gösteren ticari bir bankacılık modelidir. Kârlılık, bilanço büyümesi, risk yönetimi ve mevduat sahiplerinin haklarının korunması temel öncelikler arasında yer alır. Merkez bankalarının sermaye yeterliliği, likidite ve risk yönetimine ilişkin düzenlemeleri de bu yaklaşımı desteklemektedir.

Bu nedenle İslami bankalar, geleneksel bankalar gibi düşük riskli ve öngörülebilir getirisi olan işlemlere yönelmektedir. Oysa yoksullukla mücadele uzun vadeli destek, esnek geri ödeme planları ve yüksek risk toleransı gerektirir. Teminat, düzenli gelir veya kredi geçmişi bulunmayan yoksullar, ticari bankacılık açısından cazip müşteri profili oluşturmaz. Sonuç olarak İslami bankalar uygulamada daha çok orta ve üst gelir grubuna hizmet etmektedir.

Murabaha ve İcara Finansmanının Ağırlığı

Geleneksel İslami bankacılık modelinde finansmanın büyük bölümü Murabaha ve İcara yöntemleriyle sağlanmaktadır. Araştırmalar, bu iki yöntemin İslami bankaların finansman portföylerinin yüzde 70 ila 90'ını oluşturduğunu göstermektedir.

Murabaha, bankanın bir malı satın alıp üzerine kâr ekleyerek müşteriye vadeli satmasına dayanır. Şeriat'a uygun kabul edilmesine rağmen ekonomik sonuçları bakımından geleneksel borç finansmanına benzemektedir. Düzenli ödeme gücü gerektirdiği için gelir düzeyi düşük ve istikrarsız haneler açısından uygun değildir.

İcara ise bir varlığın kullanım hakkının belirli bir kira karşılığında müşteriye devredildiği finansal kiralama modelidir. Düzenli kira ödemesi, mülkiyet ve hukuki yükümlülükler nedeniyle daha çok şirketler ve mali açıdan güçlü müşteriler tarafından kullanılmaktadır. Bu nedenle her iki finansman yöntemi de yoksulluğun azaltılmasına sınırlı katkı sağlamaktadır.

İslami Sosyal Finansın Sisteme Entegre Edilememesi

İslam ekonomisi, yoksulluk ve gelir eşitsizliğiyle mücadele amacıyla zekât, sadaka, vakıf ve karz-ı hasen gibi sosyal finans araçları sunmaktadır. Ancak geleneksel İslami bankacılık modelinde bu araçlar bankacılık faaliyetlerinden büyük ölçüde ayrı yürütülmektedir.

Zekât çoğu zaman yalnızca kurumsal sosyal sorumluluk kapsamında değerlendirilirken, vakıflar bankalardan bağımsız faaliyet göstermekte, karz-ı hasen uygulamaları ise oldukça sınırlı kalmaktadır. Bu durum, sosyal finans araçlarının yoksullara yönelik ticari finansmanı desteklemesini ve riskleri paylaşmasını engellemektedir.

Düzenleyici ve Yapısal Engeller

İslami bankalar, büyük ölçüde geleneksel bankacılık sistemi için oluşturulan düzenlemelere tabidir. Sermayenin korunması, varlık kalitesi ve gelir istikrarına odaklanan bu düzenlemeler, yoksullara yönelik finansmanı daha riskli hâle getirmektedir. Bu nedenle yoksulluğa odaklanan girişimler çoğunlukla küçük ölçekli kalmaktadır.

Ticari Bankacılık ile Kalkınma Finansmanı Arasındaki Fark

Temel sorun, ticari bankacılık ile kalkınma finansmanının farklı amaçlara sahip olmasıdır. Ticari bankalar kârlılık esasına göre çalışırken, yoksulluğun azaltılması sosyal etkiyi önceleyen, risk paylaşımına dayalı ve kalkınma odaklı finansman modelleri gerektirir. Bu nedenle mevcut İslami bankacılık modelinden kapsamlı bir yoksullukla mücadele performansı beklemek gerçekçi değildir.

Sonuç

Geleneksel İslami bankacılık modelinin mevcut yapısıyla yoksulluğun azaltılmasıyla uyumlu değildir. Bunun temel nedenleri ticari bankacılık anlayışının baskın olması, Murabaha ve İcara finansmanına aşırı bağımlılık ve İslami sosyal finans araçlarının sistemle bütünleştirilememesidir. Sorun İslam hukukundan değil, İslami bankacılığın modern finans sistemi içinde uygulanış biçiminden kaynaklanmaktadır. Yoksulluğun azaltılmasında daha etkili bir rol oynayabilmesi için İslami bankacılığın zekât, vakıf ve diğer sosyal finans mekanizmalarıyla bütünleştiği, risk paylaşımını esas alan kalkınma odaklı yeni bir yaklaşıma ihtiyaç duyulmaktadır.