Altın, kağıt para ve riba: Aralarındaki farkı anlamak
Yazan:
Dakka

Altın ve kağıt paranın farklı değer yapıları, faiz ve ekonomik adalet anlayışını da farklılaştırıyor. (Fotoğraf: Pexels)
Paranın tarihi, malların başka mallarla değiş tokuş edildiği takas sistemiyle başladı. Daha sonra Lidya aslanı sikkelerinde olduğu gibi, altın ve gümüş gibi değerli metallerin belirli ölçülerdeki parçaları kullanılmaya başlandı. Bunun ardından üzerinde kraliyet sembolleri bulunan ve hükümetler tarafından tanınan madeni paralar ortaya çıktı. Sonunda ekonomik gelişmeyle birlikte modern kağıt para ve dijital işlem sistemleri kullanılmaya başlandı. Günümüzde taka, Bangladeş'in resmi para birimidir.
Riba, yani faiz veya tefecilik konusunda Allah şöyle buyuruyor: "Faiz yiyenler ancak şeytanın çarparak sersemlettiği kimse gibi kalkarlar. Bunun sebebi onların, “Alım satım da ancak faiz gibidir” demeleridir. Hâlbuki Allah alım satımı helâl, faizi ise haram kılmıştır. Artık kime Allah’tan bir öğüt erişir de faizciliği bırakırsa geçmişteki kendisinindir, durumunun takdiri Allah’a aittir. Kim de yine faizciliğe dönerse işte bunlar orada devamlı kalmak üzere cehennemliklerdir." (Kur'an, 2:275)
Riba, Arapçada yaygın olarak kullanılan bir terimdir. Bazıları bunu faiz olarak, yani borç verilen para karşılığında talep edilen ek miktar olarak yorumlarken, bazıları ise daha geniş anlamda ekonomik adaletsizlik, yani her türlü ekonomik haksızlık olarak yorumlamaktadır. Örneğin, çalışanlara adil ücret ödememek veya borsada manipülasyon ya da dolandırıcılık yoluyla başkasının parasını almak da ekonomik adaletsizliğin biçimleri olarak değerlendirilebilir.
Tarih, İslam'ın ilk dönemlerinde Sasani İmparatorluğu ile ilişkilendirilen gümüş dirhemlerin ve Roma-Bizans İmparatorluğu ile ilişkilendirilen altın dinarların dolaşımda olduğunu göstermektedir. Daha sonra Halife Abdülmelik bin Mervan, tamamen İslami nitelikte altın dinarlar ve gümüş dirhemler bastırdı. Sikkelerden insan figürleri kaldırılırken üzerlerine Arapça yazılar, Kur'an ayetleri ve "La ilahe illallah" ifadesi işlendi.
Altın dinarların ve gümüş dirhemlerin, kağıt paralarda bulunmayan bazı ayırt edici özelliklere sahip olduğunu belirtmek gerekir. İlk olarak, içsel bir değere sahiptiler. Sikkelerin kendileri altın veya gümüşten yapıldıkları için değer taşıyordu. İkinci olarak, altın paraların iki tür değeri vardı: kullanım değeri ve değişim değeri. Üçüncü olarak, bir hükümet altın sikkeleri resmi para olmaktan çıkarsa veya geçersiz kılsa bile, bu sikkeler temel değerlerini zorunlu olarak kaybetmezdi.
Kağıt paranın veya itibari paranın özellikleri ise farklıdır. İlk olarak, kağıt paranın içsel değeri çok azdır veya hiç yoktur. İkinci olarak, değeri hükümete duyulan güven ve yasal ödeme aracı statüsü aracılığıyla korunur. Başka bir ifadeyle, hükümetin banknotun mal ve hizmetlerin alım satımında kullanılabileceğini ilan etmesi ve insanların da bunu kabul etmesi sayesinde para işlevi görür. Üçüncü olarak, kağıt para parasal bir varlığın ikamesi olarak görülebilir, ancak gerçek altın veya gümüş ile aynı şey değildir. Dördüncü olarak, bir hükümet kağıt parayı dolaşımdan çekerse, bu paranın para olarak kullanım değeri ortadan kalkabilir ve geriye çok az pratik değeri olan bir kağıt parçası kalabilir.
Öyleyse şu soru ortaya çıkıyor: Taka ve ABD doları neye karşılık çıkarılıyor?
1971 yılına kadar ABD doları, o dönemde yürürlükte olan uluslararası para sistemi kapsamında altına dönüştürülebiliyordu. Böyle bir sistemde para birimi, belirli bir miktarda altını temsil ediyordu. 1971'de ABD Başkanı Richard Nixon, doların altına dönüştürülebilirliğine son verdi. Günümüzde ne taka ne de ABD doları belirli bir miktarda altın karşılığında çıkarılmaktadır. Modern itibari paralar değerlerini devlet desteğinden, para otoritelerinden, ekonomik kapasiteden ve hem para birimine hem de parayı ihraç eden devlete duyulan güvenden almaktadır. Bu sistem, hükümet otoritesi altında oluşturulan para anlamına gelen itibari para sistemi olarak adlandırılmaktadır.
COVID-19 salgını sırasında parasal genişleme farklı bir süreç izledi. 2020 yılında dünyanın dört bir yanındaki hükümetler ve merkez bankaları, özellikle ABD ve Avrupa'da, niceliksel gevşeme (QE) dahil olmak üzere kapsamlı parasal genişleme ve likidite destek tedbirleri uygulamaya koydu. Yeni para büyük ölçüde elektronik olarak yaratıldı ve karşılığında buna denk miktarda altın veya başka fiziksel varlık çıkarılmaksızın finansal sisteme eklendi. Bu tedbirler ekonomiye destek sağlarken, daha sonra birçok ülkede enflasyonun yükselmesine neden oldu. Bu açıdan bakıldığında, salgın döneminde yaratılan para, itibari para arzında önemli bir genişlemeyi temsil ediyordu.
Yukarıdaki tartışmanın temel noktası, altın ve gümüş sikkelerin kağıt paradan temelde farklı olduğudur. Altın pratik ve içsel bir değere sahip olduğu için artık resmi para birimi olarak kullanılmadığı durumlarda bile piyasada alınıp satılmaya devam etmektedir.
Ayrıca altın fiyatının yıllar içinde genel olarak arttığını, buna karşılık kağıt paraların satın alma gücünün altın veya diğer mal ve emtialar karşısında ölçüldüğünde düşme eğiliminde olduğunu gözlemleyebiliriz. Başka bir ifadeyle, altın referans noktası olarak kullanıldığında, altın fiyatı ile kağıt paranın değeri arasında ters yönlü bir ilişki görülebilir: Altının kağıt para cinsinden fiyatı yükseldikçe, söz konusu para biriminin satın alma gücü düşmektedir.
Şimdi pratikte ne olduğuna bakalım.
Altın miktarındaki artışın ek bir miktarı veya faizi temsil ettiği, buna karşılık kağıt para miktarındaki sıradan bir artışın aynı anlamda mutlaka faiz teşkil etmediği ileri sürülebilir. Ancak bu görüşe göre, altının fiyatındaki artıştan daha yüksek bir miktar ödenmesi durumunda, bu artışın üzerindeki fazlalık faiz teşkil eder.
Başka bir ifadeyle, altın para kullanılan işlemlerde faiz olarak değerlendirilen şey, kağıt para kullanılan işlemlerde aynı şekilde faiz olarak değerlendirilmeyebilir.
Bu ayrım doğru şekilde anlaşılmazsa, kişi farkında olmadan faize dahil olabilir ve bunun sonuçlarına maruz kalabilir.

